22.9.08

”Bir eksik” (İsveç ikilemi: Steril ya da değil)

İsveç, Stockholm'de Tegen 2 galerisinde katılacağım ikinci grup sergisi 25 Eylül Perşembe günü açılıyor.
Bu grup sergisine benimle birlikte katılacak diğer sanatçılara baktığımızda, İsveç sanat ortamının kalburüstü birçok ismine rastlamak mümkün: Magnus Bärtås, Dascha Esselius, Karin Mamma Andersson, Jockum Nordström, SIMKA, Hanna Hartman, Victor Hugo Mondragon Franco, Mathias Josefson, Daniel Karlsson, Lise-Lott Norelius, Kerstin Hansson, Mats Lindström, Gunilla Wiel - Svensson, Sten-Olof Hellström.

”Yerdeki yığın” isimli bu grup sergisinde tüm katılımcı sanatçılara sergi mekanının zemininde kendilerine ayrılmış 20 cm. çaplı bir alan verildi.

Çağrı metni eliyle, Woody Allen’ın "Yeterli zamanı verirseniz, her şey boka dönüşür," cümlesinin ilham fısıltımız olduğu süreçte, her sanatçı kendi alanında sergilemek üzere, ya görsel ya da sese dayalı bir yığın (simgesel ya da gerçek çöp, atık, artık, birikinti) yarattı.

İsveç’te 1935 ile 1975 yılları arasında Uppsala’daki Devlet Irkbiyolojisi Enstitüsü eliyle sürdürülen ”temiz olmayan ırkları zorunlu kısırlaştırma politikası” ile günümüzde geçerliliği süren ”kağıtsız göçmenlere sağlık hizmeti vermeme” politikasında bence geçerli olan ortak mantık, benim ”yığın”ımın konusu: Bu ülkeye ait sayılmayanları ”bir eksik” kılma politikası.

Geçmişte onları kısırlaştırarak, hadım ederek ya da lobatomi uygulayarak, bugün ise eğer oturma izni olmadan yasadışı olarak ülkede kalıyorsa sağlık hizmetlerinden –ve diğer temel tüm hizmetlerden- mahrum ederek...

(Ben bu işi hazırlarken sadece Stockholm belediye sınırları içersinde kağıtsız göçmenlere sağlık hizmetinin ”çok acil ve zorunlu koşullarda” verilmesine ilişkin yeni bir karar alındı. ”Ölümcül durumda olan kağıtsızlara devlet desteği” diye yorumlanabilecek bu adımın on binlerce insanın bu büyük sorununa çözüm olmasından bahsedilemeyeceği gibi, sunum biçiminin hiç de hoş olduğu iddia edilemez.)
”Yığınım”, özetle, sabun kalıplarından oluşuyor. Bu sabun kalıplarının çoğunluğu, on binlerce dosya kağıdı dosyalanmak üzere delindiğinde elde kalan o küçük yuvarlak kağıt parçalarını, geri kalanı ise kağıtsız göçmenlere gönüllüler eliyle sağlık hizmeti veren gizli bakımevlerinden edindiğim hasta bakım artıklarını içeriyor.

Dosya kağıdı artığı küçük yuvarlak kağıt parçaları, ülkenin önde gelen gazetelerinden Dagens Nyheter’de 1997 yılında, gazeteci Maciej Zaremba imzalı bir haberle ”temiz olmayan ırkları zorunlu kısırlaştırma politikası”nın açığa çıkarılmasının ardından oluşturulan meclis araştırma komisyonunun saptayabildiği 62888 kurbanın dosyalarını simgeliyor.

İsveç Meclisi, 1999 yılında çoğunluğunu çingenelerin, samilerin, wallonların, finlilerin, yahudilerin, eşcinsellerin ve engellilerin oluşturduğu bu kurbanlara başvururlarsa tazminat olarak 175000 isveç kronu tazminat ödemeyi kararlaştırdı. Bunu sağlayacak organizasyona şimdiye kadar başvuran 2300 kişiden 2003 yılı sonbaharına kadar tazminat alabilenlerin sayısı ise 1600.

Sözkonusu organizasyonun sessiz sedasız kapandığı ve dönemin hiçbir sorumlusunun koğuşturmaya uğramadığı, İsveç kollektif hafızasında bu suçun unutulmaya ya da umutturulmaya çalışıldığı, gerekli yüzleşmeden kaçıldığı bir zaman dilimindeyiz.
Belki de yüzleşilmesi gereken temel şey, sterilizasyon, asimilasyon ve integrasyon başlıkları ile zaman içinde değiştiği öne sürülen ”isveçli olmayanlara karşı” İsveç devlet politikasının, aslında ne kadar değişmediği...

Steril kelimesinin çift anlamlılığıyla özenli bir biçimde oynayan ”yığınım”ın, İsveç devlet politikasının kısır (steril) ve asla temiz olmayan (steril olmayan) niteliğini bir kez daha kamuoyunun tartışma gündemine sokması dileğim.
Dilimleyip de ziyaretçilere sunduğum sabun kalıplarındaki, Lundborg ve Runnström’ün ünlü ”The Swedish Nation” adlı kitabından alınan suretleri yeralan insanlar da, yaşasalardı eminim bizden bunu beklerdi.

Öncelikle yola çıkışımın nedeni olan satırların yazarı Birger Hjelm’e teşekkür ederim:
”...
Devlet tarafindan yapılan araştırma sonunda mağdurlara ödenecek tazminatlara bakacak yine devlete bağlı bir ”sterilizasyon tazminat komisyonu” kurulması kararı alındı. Tazminat tutarı mağdur başına 175000 kron olarak hesaplandı. Komisyonun işi, başvuran kişilerin hangilerinin bu tazminattan yararlanabileceğini araştırmaktı. Yaklaşık 2300 başvurudan 1600’u tazminat kapsamına girdi ve bu komisyon 2003 yılının sonbaharında görevini bitirdi; yani topu topu 4 yıldan daha az bir süre hizmet vermiş oldu. Devlet güçleri olayın kendisini kapatılmış ve tamamlanmış bir dava olarak görmek istemektedirler; bu da İsveç devlet ve yönetim kültürünün ortak çizgisine dikkati çeker; bu çizginin ilk özelliği geçmişte olan tüm tatsızlıkları, haksızlıkları ve tecavüz niteliğindeki olaylari en kısa zamanda bastırmak, unutturmak ve arkasında bırakmaktır.”

”Temiz olmayan ırkları zorunlu kısırlaştırma politikası” hakkında:


İsveç’te yaşayan Türkiyeli politik göçmenlerden Yusuf Küpeli, Yeni Ortam isimli internet üzerinden yayın yapan dergide yeralan bir araştırmasında sözkonusu ’kısırlaştırma” politikasını şöyle aktarıyor:

”Irka ve soya dayalı ideolojiler 1900’lü yılların başında İsveçte çiçek açmışlardır. Herman Lundborg ve Nils von Hofsten önderliğinde, -dıştan gelecek karışmalara karşı- “Soy temizliği için İsveç dayanışması” adlı örgüt 1909 yılında kurulmuştur. ... sözkonusu örgütlenme İsveç toplumundaki tüm politik partilerden ve kurumlardan tam bir destek almıştır. Aynı yıl, bilimle ilgilenen kişilerin üye oldukları “Mendelyev dayanışması” adlı bir elit örgütü kurulmuştur ... Bu örgütlenmenin temel amaçlarından biri de kuzey “ırkının” üstünlüklerinin korunmasıdır. Tıp doktoru olan Lundborg, 1918 yılında İsveç halk tipleri ile ilgili sergiler açmıştır. Aynı kişi, 1919 yılında ırkcı görüşler içeren “İsveç halk tipleri” adlı bir kitap yazıp yayınlamıştır. Lundbor’e göre üstün kuzey “ırkı”nın asıl temsilcileri İsveçli köylülerdir. Aynı kişi endüstri işcilerini de ırkı bozan unsurlar olarak görmüştür.

Stockholm’deki Karolinska enstitüsü içinde soybiyolojisi ile ilgili bir Nobel enstitüsü kurulması önerisi 1918 yılında tek oyla reddedilince, yerine devlete bağlı bir soybiyolojisi enstitüsü kurulmuştur. İsveç Meclisi'nin her iki kamarasında da oylanan "soybiyolojisi enstitüsü kurulması" önerisi, soldan sağa tüm politik partilerin desteği ile 1921 yılında yasalaşmıştır. Dünyada ilk resmi soybiyolojisi enstitüsü olan kurum, 1922 yılında Uppsala Devlet Soybiyolojisi Enstitüsü adıyla eyleme başlamıştır. Uppsala’da eyleme başlayan kurumun başkanlığına Doçent Herman Lundborg getirilmiştir. Herman Lundborg’e göre kuzeyliler üstün “ırkı” temsil etmekteydirler. Buna karşın -aynı kişi için- özellikle çingeneler ve zenciler en işe yaramaz “ırklardır”.

Lundborg bu görüşlerinde yalnız değildir ve İsveç’te daha 1914 yılında Çingeneler’in ülkeye göçleri yasaklanmıştır. Yine İsveç’te Çingeneler, Soy Biyolojisi Enstütüsü’nün kuruluşuyla birlikte, 1921 yılında kayıtlara geçirilip dosyalanmaya başlanmışlardır. Sonuçta, 1942 yılında tüm Çingeneler İsveç’te kayıtlara geçirilmişlerdir. Nazi Almanyası’nda 1933 yılında çıkartılan bir yasa ile doğuştan suçlu katagorisi içine sokulan Çingeneler, en ünlü Nazi toplama kamplarından olan Birkenau ve Auscwitz’de gaz odalarında yokedilirlerken, İsveç’te de kısırlaştırma yasasının kurbanı olmuşlardır. Hesaplanabildiği kadarıyla İkinci Dünya savaşı yıllarında yarım milyonu aşkın çingene sistematik bir biçimde yokedilmiştir. Yahudiler, Naziler tarafından çalınıp İsviçre bankalarına altın veya para olarak yatırılan mal varlıklarına karşılık yüklü tazminatlar alırlarken, halen sahipsiz olan Çingeneler’e hiçbirşey ödenmemektedir.

Herman Lundborg, üstün kuzey ırkının saflığının korunabilmesi amacıyla kısırlaştırma yasasının çıkartılması için özel bir çaba sarfetmiştir. Sonuçta, İsveçteki kısırlaştırma yasası Nazi almanyasında 1933’de çıkartılan yasadan bir yıl sonra gerçekleşebilmiştir ama, değişik anlatımlara göre, İsveç yasası Alman kısırlaştırma yasasından daha sert bir içeriğe sahibolmuştur. Aynı kurumun başına 1936 yılında Gunnar Dahlberg yeni şef olarak atanmıştır. İsveç Protestan Devlet Kilisesi tarafından da desteklenen Uppsala Devlet Soybiyolojisi Enstütüsü’nün ürünleri Alman Nazizmi tarafından kullanılmıştır.

İsveç toplumunda Devlet Soybiyolojisi Enstitüsü’ne tek itiraz Karolinska enstitüsünden gelmiştir. Onların itiraz nedeni de, Doçent Herman Lundborg yerine kendilerinden bir profösörün soybiyolojisi enstitüsünün başkanı olmasını istemeleridir. Sosyaldemokrat İşci Partisi (SAP) ideologları olan Gunnar ve Alva Myrdal çifti sosyal uzman rolünde enstitüde görev yapmışlardır. İsveç Köylü Birliği’nden (= Merkez Parti) Sten Vahlund enstitünün sekreteri olmuştur. Nazi Partisi’nin Almanya’da iktidara geldiği yıl olan 1933’de, İsveç Köylü Birliği programına, “İsveç soyunun temizliği korunmalıdır”, ifadesi yerleştirilmiştir. (İsveç Köylü Birliği [= Bundeförbundet], politik parti olarak 1913’te doğmuştur ve 1958 yılında Merkez Partisi [= Centerpartiet] adını almıştır.) Birleşmiş Milletler’in 1953-61 yıllarında genel sekreteri olan ve 18 eylül 1961’de Afrika’da şüpheli bir uçak kazasında ölen Dag Hammarskjöld’ün babası olan Hjalmar Hammarskjöld, Moderat Parti temsilcisi olarak soybiyolojisi enstitüsünde görev almıştır (Moderat, ılımlı anlamınadır ama, sözkonusu parti konservativ, tutucu, muhafazakar bir partidir.). Hjelmar Hammarskjöld 1929-47 yıllarında Nobel vakfının yöneticiliğini de yapmıştır.

Torbjörn Jerlup’a göre, Hjalmar Hammarskjöld’ün başkanlığı yıllarında birçok ırkcı nobel tıp ödülleri almışlardır. Ulusal Ansiklopedi’nin verdiği bilgiye göre, aynı kişi (Hjalmar Hammarskjöld) “Alman yanlısı”dır. (Unutulmaya ve unutturulmaya çalışılan bu “Alman yanlılığı” ile asıl olarak Nazi Almanyası kastedilmektedir.) Nobel Komitesi’ne ve Nobel Vakfı’na, soybiyolojisi enstitüsü ile bağı olan Uppsala Üniversitesi rektörü ve soy biyoloğu Nils von Hofsten ve oğlu Erlan von Hofsten vs. gibi daha başka ırkçı düşüncelere sahip kişilerde girmişlerdir. Değişik anlatımlara göre, Myrdal cifti ve benzerleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında “nüfus fazlalığı sorunu” ile ilgilenerek ırkcı görüşlerini pratiğe geçirmeye çalışmışlardır.
...

İsveç Meclisinde ilk kez 1922 yılında -Sosyal Demokrat İşci Partisi (SAP) saylavı Alfred Petrén’in önerisi ile- soyun korunması için kısırlaştırma sorunu tartışılmıştır. Gönüllü kısırlaştırma ile ilgili öneri 1929 yılında yeniden Meclis’e gelmiştir. Naziler’in Almanya’da iktidara gelmelerinden bir yıl sonra, 1934 yılında İsveç Meclisi’nde sert tartışmalara konu olan kısırlaştırma ile ilgili yasa önerisi, -Myrdal çiftinin de yoğun çabaları ile- 1ocak 1935’de yasalaşmıştır. Aynı yasa 1941 yılında değişikliğe uğramıştır. Yasaya, gönüllü ve zorla kısırlaştırma kuralları yerleştirilmiştir. Şüphesiz bu gönüllülüğün ölçüsü tam olarak belli değildir ve insanlar değişik psikolojik baskılarla bazı işler için gönüllü olabilirler ama, daha sonra yanlış yaptıklarını da düşünebilirler.

Sonuçta, -Uppsala Devlet Soybiyolojisi Enstitüsü’nün önderliğinde- İsveç toplumunun saflığının korunması amacıyla 1935 yılından yasanın kaldırıldığı 1975 yılına dek -zorla veya gönüllü olarak- çoğunluğu kadın olan tam 62 888 kişi kısırlaştırılmıştır. İsveç’in nüfusunun o yıllarda ancak 7 milyona yaklaştığı dikkate alınırsa, bu sayı hiç de az sayılmaz.”


İlgili bazı linkler:

En sammanställning av debatten i Dagens Nyheter augusti-oktober 1997 om steriliseringspolitiken i Sverige åren 1935 - 1976

Skrivelse 2000/01:73 Redogörelse för steriliseringsfrågan i Sverige åren 1935 - 1975 och regeringens åtgärder Skr. 2000/01:73
Ska staten avgöra vem som har rätt att födas by Allen Buchanan, Dan Brock, Norman Daniels and Dan Wikler
Eradication of "deviants": the dark side of the Swedish Model by Dr. Adolf Ratzka
Nationalism, folkbildning och intellektualism by Lena Berggren
Sweden's 'dark legacy' draws crowds to museum by Paul O'Mahony
Maciej Zaremba, from Wikipedia, the free encyclopedia
Thousands of women sterilised in Sweden without consent by Claire Armstrong
Swedish Sterilisations: The Compensation Issue by Dr Alain Drouard
About learning from history by Sanna J
Sweden Plans to Pay Sterilization Victims 
Far och son Retzius – företrädare för en missbrukad vetenskap by Pouya Ghelichkhan
Structural Racism: The Role of the Swedish Educational System, Media and Authorities by Masoud Kamali, Associate professor, MidSweden university
Rasbiologin i Sverige fram till 1958 by Mikael Widéen
Hyfs och stil i sättet att skriva om lobotomi by Kenneth Ögren
Encyklopedi om invandring, integration och rasism: Rasism
Minska bidragstagarna; Sterilisera! by Anna Andersson
63 000 steriliserade. Ingen mer ersättning längre. Är debatten över? by Birger Hjelm
Rashygienen i Sverige by Gunnar Broberg and Mattias Tydén

No comments: