Geçtiğimiz haftalarda, "PAI 2010" sergisine katılmak üzere Aleksandropolis (Dedeağaç) ve Samotraki'deydim (Semadirek).
Sergiye "Bak ne güzel denizkabukları!" adlı videomla katıldım.
Aradan 11 yıl geçtikten sonra yeniden o adada olmak benim için çok heyecan vericiydi. Bu geziye, Samotraki'ye dair izlenimlerimi ve bizim sergimizden yola çıkarak Yunanistan'daki sanat organizasyonlarının niteliğine ilişkin eleştirel notlarımı daha uzun bir yazıyla yakında yayınlayacağım.
Bugün, Samotraki'ye geçmeden önce konakladığımız Aleksandropolis'te otel odamda yaptığım yeni bir videomu yayınlıyorum.
Aylar önce LiveLeak sitesine 17 Haziran 2007 tarihinde eklenmiş bir videoyla ilk kez karşılaşmıştım. "Yunan polisi Arnavut göçmenleri dövüyor" başlıklı, 5 dakika 19 saniyelik video, Yunan polislerini ve arkadaş oldukları belli iki ergen çocuğu, polisin çocukları birbirlerini tokatlamaya zorladığı bir işkence seansında belgeliyordu. Az işkence görmedim, az işkencenin tanığı olmadım, bu yöntem benim gözümde en acımasız ve adice olanlarından...
Çaresizdim, elimden ancak şu gelirdi: Videoyu manipüle ederek, aynı iki çocuğu birbirlerine ancak okşarcasına dokundukları, tokatlamadıkları bir hale getirmeye mak. Bu çabam ve yeniden teşhirim, o çocuklara ve ardından benzer işkencelere maruz bırakılacaklara ne kadar yardım edecek, sorumlularının cezalandırılmasını ne kadar sağlayacak bilmiyorum ama amacım tabii ki bu.
PAI 2010 düzenleyicisi arkadaşlara, bu videoyu, bir geç katılım videosu olarak Samotraki'de sergilenmek üzere önerdim.
Serginin anakavramı "çocuk"tu. Etkilendiler, ilgilendiler, yunan kamuoyunun bu videodan haberi olmadığını söylediler, videonun orijinalinin yunan polis iç soruşturma örgütüne iletilmesini istedikler, sergilemeyi düşündüler.
Birkaç saat sonra da, önümüzdeki aylarda düzenleyeceklerini hatırladıkları, anakavramı bu kez "sınır" olacak bir sergiye daha yakışacaklarını düşünüp kararlarından vazgeçtiler, bana sözkonusu bu alternatifi sundular, ben de kabul ettim.
....
PAI 2010 sergisi, videomun güçlü ışık altında ve haliyle oldukça soluk sergilenmesi dışında hiçbir kusuru olmayan başarılı bir sunumla açıldı. Sergi üç gün sürecekti. Sonra...
Sonra, açılıştan iki gün sonra yeniden ziyaret ettiğimde büyük bir şaşkınlıkla gördüm ki "Bak ne güzel denizkabukları!" sergilenmiyor. Gözlerimin önünde sergiye giren o altı genç Selanikli sergide benim işimi göremeyecek, bilemeyecek, izleyemeyecekler.
Haliyle hoşnutsuzluğumu oldukça net ve sert bir biçimde ifade ettim. Benden sakladıkları gerçeği itiraf etmek zorunda kaldılar: Bilgisayar ve projeksiyon makinesi sadece açılış gecesi için bulunabilmiş. Sergi günleri için yeni bir alternatif de yaratılamamış. Eklediler sonra: Zaten Samotraki'de olmam, yaşadığımız keyif yetmemeli miymiş bana! Yetmiyordu.
İlişkimiz limonileşti ve ben biraz da bu süreci ve içerdiklerini detaylandırarak yazmaya, Yunanistan sanat ortamında tartışmaya açmaya bu olaydan sonra karar verdim.
Dolayısıyla "İki arkadaş" belki de, bir ceza olarak, düzenleneceği söylenen "Sınır" anakavramlı sergide artık gösterilmeyebilir. Umarım ki en azından bu tekliflerine sahip çıkmayı sürdürecek kadar profesyonelliklerini unutmamışlardır ve ben yanılıyorumdur.
Yine de o sergiden önce "İki arkadaş"ı yayınlamak benim için zorunlu oldu.
LiveLeak'teki özgün videoyu bu linkten izleyebilirsiniz. Alttaki ise benimki (Yunanca konuşmaları hiçbir dile çevirmemek seçimimdir.):
Tweet
8.9.10
7.9.10
Human Emotion Project / Tehran Screening - Program (Update)

Program for Tuesday 7 September and Friday 11 September:
Human Emotion Project
Curated by Sohrab M. Kashani and Alison Williams
September 7th 2010 - 6:30 PM to 9 PM
Mohsen Art Gallery
No. 42, East Mina Blvd., Farzan Street, Nadji Street, Zafar, Tehran, Iran
and
September 11th 2010 - 6:30 PM to 9 PM (Private screening)
Sazmanab Project Gallery
Screening of international video artworks by artists:
48073 (Netherlands), Hakan Akcura (Turkey/Sweden), Amina Bech (Norway), German Britch (Argentina), Michael Chang (Denmark), Glenn Church (USA), Michael Douglas Hawk and Lizet Benrey (Germany/Mexico), Anthony Elliot (UK), Danny Germansen and Joshua Sandler (Denmark/USA), Alberto Guerreiro (Portugal), Niclas Hallberg (Sweden), Neil Howe (Australia), Ulf Kristiansen (Norway), Mads Lungdahl (Denmark), Adamo Macri (Canada), Manfred Marburger (UK), Bill Millett (UK), Jerry King Musser (USA), Behjat Omer (UK/Kurdistan), Elena Skoko (Italy), Edwin Stolk (Netherlands) and Anders Weberg (Sweden).
6:45 PM - 8 PM
Running Time: 75 min
Screening of Iranian video artworks including works by artists:
Negar Behbahani, Varesh Darvish, Samira Eskandarfar, Maryam Fakhimi, Amirali Ghasemi, Ghazaleh Hedayat, M. R. Heydary, Behnam Kamrani, Simin Keramati, Khosro Khosravi, Farzad Kohan, Amirali Mohebbinejad, Bijan Moosavi, Neda Razavipoor, Hamed Sahihi and Rosita Sharafjahan.
8:15 PM - 9:15 PM
Running Time: 60 min
Complete time-table for both screenings:
'Introduction to HEP for Iran' 3 min
By Alison Williams (The Republic of South Africa)
'Secret Place' 3 min 19 sec
By Michael Douglas Hawk and Lizet Benrey (Germany/Mexico)
'Fragility' 5 min 40 sec
By Glenn Church (USA)
'09066 silence' 56 sec
By 48073 (Netherlands)
'On Silence' 3 min 55 sec
By Michael Chang (Denmark)
'Whistle Conversation Miran & Celine' 3 min 14 sec
By Behjat Omer (UK/Kurdistan)
'JE SUIS PÈRE ET MON PÈRE EST PÈRE' 2 min 9 sec
By Anders Weberg (Sweden)
'American Dream' 40 sec
By Niclas Hallberg (Sweden)
'The Crying Man' 1 min 23 sec
By Niclas Hallberg (Sweden)
'Proud' 2min 15 sec
By Manfred Marburger (UK)
'The Source' 1 min 43 sec
By Mads Lungdahl (Denmark)
'Turbulence' 3 min 31 sec
By Edwin Stolk (Netherlands)
'Tranquility' 3 min 40 sec
By Amina Bech (Norway)
'Liquid Force' 1 min 10 sec
By Alberto Guerreiro (Portugal)
'Miss Cencetti Waiting' 5 min 1 sec
By Elena Skoko (Italy)
'Catharsis' 5 min 25 sec
By Hakan Akçura (Turkey/Sweden)
'Get a Job nbr 2' 1 min 54 sec
By Anthony Elliot (UK)
'Reluctant Angels' 3 min 20 sec
By Jerry King Musser (USA)
'Fragmented Amygdala' 5 min 1 sec
By Bill Millett (UK)
'Wish' 1 min 54 sec
By Danny Germansen and Joshua Sandler (Denmark/USA)
'Garbage Face' 57 sec
By German Britch (Argentina)
'The Hope of Enduring Long' 1 min
By Ulf Kristiansen (Norway)
'When I Grow up' 8 min 18 sec
By Neil Howe (Australia)
'OOC' 5 min 51 sec
By Adamo Macri (Canada)
[15min break]
'Eve's Apple' [Shortened for preview]
By Ghazaleh Hedayat (Iran)
'Dialogue with open eyes' [Shortened for preview]
By Neda Razavipoor (Iran)
'Stone' 2 min 24 sec
By Hamed Sahihi (Iran)
'Hurrah' 3 min 18 sec
By Rosita Sharafjahan (Iran)
'Endurance' 3 min 45 sec
By Behnam Kamrani (Iran)
'Amazement' 4 min 43 sec
By Samira Eskandarfar (Iran)
'Watches Television' 3 min 11 sec
By Khosro Khosravi (Iran)
'Earth' 12 min 23 sec
By Simin Keramati (Iran)
'Meeting her online' 5 min 25 sec
By Amirali Ghasemi (Iran)
'Depression in midday express train' 4 min 21 sec
By M. R. Heydary (Iran/Sweden)
'Overpass' 1 min 51 sec
By Maryam Fakhimi (Iran)
'No one goes after no one' 3 min 27 sec
By Amirali Mohebbinejad (Iran)
'Crow's childhood' 1 min 44 sec
By Negar Behbahani (Iran)
'Urban Ride' 5 min 50 sec
By Bijan Moosavi (Iran)
'Somewhere I'm looking for to stay' 6 min 44 sec
By Varesh Darvish (Iran/Sweden)
'Nothing Lasts Forever' 55 sec
By Farzad Kohan (Iran/USA)
Catharsis (Recording one)
May 2008
Gamla Stan is the center area of Stockholm. Oldest and more touristic zone of the city.
Other side of the Gamla Stan subway station is seeing inland sea, have a nice panorama but trashy...
When I recorded some scenes at this area a few young men which were high came up to me and wanted to do "rap" in front of my camera. I said: "Okay!" and recorded them. I was only a recorder and a witness.
All big cities in Europe need this kind of purifications. Immigrants could help. I’m sure.
This video is first of the works among my new video-creation line "Recording". I have made serial videos with my identity of only being recorder and maker in this line.
Labels:
catharsis,
exhibition,
göçmen,
HEP,
immigrants,
iran,
sergi,
tahran,
video
5.9.10
12 Eylül'ün 30. yılında ve Referandum öncesi bir "Açık devlet sınaması": Gönderilmiştir


Not: Ardım sıra başvuranlar olur, bana ekran resimlerini de yollarlarsa, blogumda onları da yayınlayacağım.
Yenileme (13.9.2010)Bimer'den ummadığım hızla gelen ilk cevap:
"BAŞVURUNUZU BİMER'DEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. (Takip ettim, "inceleme sürüyor" yazıyordu.) AYRICA MİT'TEN İSTEDİĞİNİZ BİLGİLER İÇİN KURUMA ŞAHSEN BAŞVURMANIZ GEREKMEKTEDİR" (Bu gereklilik neden acaba? Orası Başbakanlığa bağlı değil mi yoksa?)
Yenileme (20.09.2010)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Kısmı'ndan gelen e-mail:
Sayın, Hakan AKÇURA
1. Millî Savunma Bakanlığı tarafından yönlendirilen 13 Eylül 2010 tarihli bilgi edinme başvurunuz K.K.K.lığı Bilgi Edinme Kısmı (Bakanlıklar/ANKARA) tarafından alınmıştır.
2. Başvurunuza konu olan hususlar ile ilgili olarak tam ve doğru bir arşiv incelemesi yapılabilmesi için aşağıdaki bilgilere ihtiyaç duyulmuştur. Söz konusu bilgileri göndermeniz halinde yasal koşullar dahilinde gerekli incelemenin yapılabileceği değerlendirilmektedir. Anılan bilgileri elektronik posta yolu ile iletebilirsiniz.
Bilgilerinizi rica ederim.
Gerekli Bilgiler:
Baba Adı
Anne Adı
Doğum Yeri/Tarihi
Nüfusa Kayıtlı Olunan Yer (İl/İlçe)
(İlettim)
Yenileme (29.09.2010)
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Bilgi Edinme Kısmı'ndan gelen yeni e-mail:
Sayın, Hakan AKÇURA
1. Millî Savunma Bakanlığı tarafından gönderilen başvurunuz ve 20 Eylül 2010
tarihli ek bilgilendirmeniz neticesinde K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivinde yapılan incelemede;
başvurunuza konu olan adli süreçler ile ilgili bir kısım mahkeme kararları bulunmuştur.
Bunlar dışında başvurunuza konu olan diğer kişisel eşyaların (fotoğraf, film, ses kaydı,
defter,vb.) K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivinde bulunmadığı anlaşılmıştır.
2. Başka şahısların da ad ve bilgilerinin geçtiği kişisel veri niteliğinde olan söz konusu
mahkeme kararlarının adresinize gönderilmesi için talebinize ilişkin yazılı bir dilekçeyi
"Kara Kuvvetleri Komutanlığı Genel Sekreterliği Bilgi Edinme Kısmı Yücetepe ANKARA
TÜRKİYE" adresine göndermeniz gerektiği değerlendirilmiştir.
3. Dilekçenizin birimimize ulaşmasını müteakiben anılan belgeler adresinize
gönderilebilecektir.
Bilgilerinizi rica ederim.
Cevabım:
"Sayın ...,
Hızlı cevabınız için teşekkür ederim.
K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivi'nde en azından Narlıdere Gözetim Evi'nde çekilen fotograflarımın yeralmaması beni şaşırttı ama incelemeniz sonucunda ortaya çıkmadığını iletiyorsanız yapabileceğim bir şey yok.
İstediğiniz dilekçeyi en yakında tarafınıza postalayacağım.
İyi çalışmalar.
Hakan Akçura"
Yenileme (30.09.2010)
İzmir Emniyet Müdürlüğü'nden de bilgi edinme başvurumun cevabı geldi. Özetle ellerinde hiçbir şey yokmuş:
"Sayın Hakan AKÇURA;
3071 Sayılı Dilekçe Hakkı Kanunu gereği Başbakanlık İletişim Merkezi (Bimer)'e yapmış olduğunuz başvurunuz ilgili birimimizce incelenmiş olup;
Başvurunuzda bahsettiğiniz konularla ilgili olarak; hakkınızda 1978-1983 tarihleri arasında 3 (Üç) serbest, 1 Ay 10 gün mahkumiyet ve bir de berat karararının var olduğu, belirtilen kararların verilmesine sebeb suçlardan gözaltına alınma işlemlerinde tanzim edilen yakalama tutanaklarında belirtilen fotoğraf albümleri,defter kitap ve eşyalarınız olmadığı, örgütsel doküman ve malzemeler tanzim edilen tahkikat dosyası ekinde ilgili Adli mercilere gönderildiği, tarafınıza ait herhangi bir malzemenin bulunmadığı hususunu;
Bilgilerinize rica ederim."
Tüm süreç şunu gösterdi ki, devletin temel güvenlik kurumlarına başvurabilir, MİT hariç kısa çok bir zaman içinde cevap alabilirsiniz. Zaten avukatınızdan da edinebileceğiniz mahkeme dosyaları hariç elinize hiçbir şey geçmez. MİT anlayamadığım -ya da çok iyi anlaşılabilecek nedenlerle- ayrı bir başvuru sürecine tabii. Kalkışmayacağım buna.
Elbette ki işkenceli sorgularımın ses ve film kayıtlarına, gözaltına alındığım mekanlardan alınan fotograf, kitap ve defterlere, döndüğümde bulamadığım eşyalara, emniyet, gözetim, ceza ve tutukevleri içinde çekilen fotograflara, hakkımda tutulan kayıtlara ulaşabileceğime dair bir umudum ve beklentim yoktu.
Yine de, 12 Eylül askeri faşist darbe dönemiyle ne kadar yüzleşip, yüzleşemeyeceğine dair kendi kararını verememiş bir devletin, bilgi edinme kurumunu işletmeye başladığı, en hazırlıksız, en erken dönemlerinde bu başvuru beraberinde ne getirir merak etmiştim. Öğrendim.
Cevabım:
"Sayın ...,
Hızlı cevabınız için teşekkür ederim.
K.K.K.lığı Sıkıyönetim Arşivi'nde en azından Narlıdere Gözetim Evi'nde çekilen fotograflarımın yeralmaması beni şaşırttı ama incelemeniz sonucunda ortaya çıkmadığını iletiyorsanız yapabileceğim bir şey yok.
İstediğiniz dilekçeyi en yakında tarafınıza postalayacağım.
İyi çalışmalar.
Hakan Akçura"
Yenileme (30.09.2010)
İzmir Emniyet Müdürlüğü'nden de bilgi edinme başvurumun cevabı geldi. Özetle ellerinde hiçbir şey yokmuş:
"Sayın Hakan AKÇURA;
3071 Sayılı Dilekçe Hakkı Kanunu gereği Başbakanlık İletişim Merkezi (Bimer)'e yapmış olduğunuz başvurunuz ilgili birimimizce incelenmiş olup;
Başvurunuzda bahsettiğiniz konularla ilgili olarak; hakkınızda 1978-1983 tarihleri arasında 3 (Üç) serbest, 1 Ay 10 gün mahkumiyet ve bir de berat karararının var olduğu, belirtilen kararların verilmesine sebeb suçlardan gözaltına alınma işlemlerinde tanzim edilen yakalama tutanaklarında belirtilen fotoğraf albümleri,defter kitap ve eşyalarınız olmadığı, örgütsel doküman ve malzemeler tanzim edilen tahkikat dosyası ekinde ilgili Adli mercilere gönderildiği, tarafınıza ait herhangi bir malzemenin bulunmadığı hususunu;
Bilgilerinize rica ederim."
Tüm süreç şunu gösterdi ki, devletin temel güvenlik kurumlarına başvurabilir, MİT hariç kısa çok bir zaman içinde cevap alabilirsiniz. Zaten avukatınızdan da edinebileceğiniz mahkeme dosyaları hariç elinize hiçbir şey geçmez. MİT anlayamadığım -ya da çok iyi anlaşılabilecek nedenlerle- ayrı bir başvuru sürecine tabii. Kalkışmayacağım buna.
Elbette ki işkenceli sorgularımın ses ve film kayıtlarına, gözaltına alındığım mekanlardan alınan fotograf, kitap ve defterlere, döndüğümde bulamadığım eşyalara, emniyet, gözetim, ceza ve tutukevleri içinde çekilen fotograflara, hakkımda tutulan kayıtlara ulaşabileceğime dair bir umudum ve beklentim yoktu.
Yine de, 12 Eylül askeri faşist darbe dönemiyle ne kadar yüzleşip, yüzleşemeyeceğine dair kendi kararını verememiş bir devletin, bilgi edinme kurumunu işletmeye başladığı, en hazırlıksız, en erken dönemlerinde bu başvuru beraberinde ne getirir merak etmiştim. Öğrendim.
Tweet
Labels:
12 eylül,
bilgi edinme hakkı,
BİM,
devlet,
emniyet müdürlüğü,
işkence,
MİT,
tsk
30.8.10
"Catharsis" on HEP Iran screening


Sazmanab Project gallery in Tehran, Iran proudly presents HEP Iran 2010 in September
Curated by Sohrab M. Kashani and Alison Williams.
Iran 2010 HEP - curatorial Alison Williams
Exhibition: Mohsen Art Gallery
Human Emotion Project (22 International Artists)
No. 42, East Mina Blvd Farzan Street, Nadji Street, Zafar, Tehran, Iran
September 7, 2010 (6:30 - 9:00pm)
1.Michael Douglas Hawk and Lizet Benrey “secret place” Germany/Mexico
2.Glenn Church “I is another” USA
3.48073 “09066 silence” Netherlands
4.Michael Chang “on silence” Denmark
5.Behjat Omer “whistle conversation miran & celine” UK/Kurdistan
6.Anders Weberg “Je Suis Père et mon Père est Père” Sweden
7.Niclas Hallberg “american dream” Sweden
8.Manfred Marburger “proud” UK
9.Mads Lungdahl “the source” Denmark
10.Edwin Stolk “turbulence” Netherlands
11.Amina Bech “tranquility” Norway
12.Alberto Guerreiro “LIQUID FORCE” Portugal
13.Elena Skoko “miss cencetti waiting” Italy
14.Hakan Akçura “Catharsis” Turkey/Sweden
15.Anthony Elliot “get a job nbr 2" UK
16.Jerry King Musser “reluctant angels” USA
17.Bill Millett “fragmented amygdala“ UK
18.Danny Germansen “wish” Denmark
19.German Britch “garbage face” Argentina
20.Ulf Kristiansen “the hope of enduring long” Norway
21.Neil Howe "when I grow up" Australia
22. Adamo Macri "ooc" Canada
Catharsis (Recording one)
May 2008
Gamla Stan is the center area of Stockholm. Oldest and more touristic zone of the city.
Other side of the Gamla Stan subway station is seeing inland sea, have a nice panorama but trashy...
When I recorded some scenes at this area a few young men which were high came up to me and wanted to do "rap" in front of my camera. I said: "Okay!" and recorded them. I was only a recorder and a witness.
All big cities in Europe need this kind of purifications. Immigrants could help. I’m sure.
This video is first of the works among my new video-creation line "Recording". I have made serial videos with my identity of only being recorder and maker in this line.
Labels:
catharsis,
exhibition,
göçmen,
HEP,
immigrants,
iran,
sergi,
tahran,
video
27.8.10
AthensArt 2010: “Friendship through Art can and will change the World”


International Art Exhibition - AthensArt 2010
Center of Arts 4 Seasons
Under the aegis of the Ministry of Culture and the City of Athens
250 artists, 50 Countries, 500 friends sending the message…
“Friendship through Art can and will change the World”.
Center of Arts 4 Seasons
Under the aegis of the Ministry of Culture and the City of Athens
250 artists, 50 Countries, 500 friends sending the message…
“Friendship through Art can and will change the World”.
September 1 - 15, 2010, Technopolis in Gazi, Athens, Greece
The International Art Exhibition titled “Friendship through Art can change the World” will take place in the grounds of Technopolis in Gazi, from the 1st to the 15th of September 2010. Over 250 artists from 50 countries around the world will participate in the event and exhibit their artworks. The exhibition does not have a commercial purpose. The International Art Exhibition is realized under the aegis of the Ministry of Culture and the Cultural Organization of the City of Athens.
The Exhibition is an ambitious project that actually began 30 years ago, when the Center of Arts 4 Seasons was founded by professor, artist and modern philosopher, Takis Alexiou. The main idea of the project was to create an international community of conscientious artists, who were determined to change the world peacefully by creating bonds of true friendship amongst them. Many events were held in those thirty years, at both domestic and international level, such as the International Cavafy award, conferences and seminars, exhibitions, publications and productions, collaborations with foreign universities, the UNESCO and Non-Governmental Organizations, and the International Art Painting Exhibition that was held in Rhodes in 2009. The construction of the Center of Arts 4 Seasons was completed in 1990. The Center is located amidst an 10,000m2 olive grove and features an exhibition area, a library, an outdoor theatre (108 seats) an atrium and guest accommodation.
The International Art Exhibition ‘AthensArt 2010’ constitutes the first step towards the establishment of an institution. The City of St. Petersburg has submitted an official bid to host the event in 2011, the Chinese city Suzhou in 2012, while in 2013 the exhibition will return to its birthplace in Athens. The goal of the exhibition being held in various cities around the world is to return to its birthplace always enriched and enhanced.
Mr. Takis Alexiou replies positively and with fervour to the question “Can Art change the world?” in the first pages of the rich and exquisitely designed exhibition catalogue. Mr. Alexiou says “there are two totally different ways to reply to this controversial question” and he continues, “The first way focuses mainly on the climate change and the second on human evolution. In the first case we attempt to change climate conditions in order to save the planet, upholding the same commercial aesthetics, which this time is called green. This way art succumbs to the laws of a catastrophic economy and a cruel society. In the second case, we attempt to change the way our brain works and our relationships through a human aesthetics, which will eventually create a better World in which we can live and enjoy Life. Here Art is defined by the laws of human evolution and more particularly by Life itself, in other words, by positive feelings of Friendship and Love!”.
Curator: Takis Alexiou
Participant artists: Hamidullin, Alessia Babrow, Alessia Zolfo, Alexandra Klein, Alexis Duque, Amel Djenidi, Anatoly Egorov, Andrea Mattiello, Andreina Guerrieri, Andrés Alberto Aguiar Achi, Andri Josef, Angela Consoli, Angelika Spoeri, Angeliki Korkou, Anna Ferri, Anna Maria Saviano, Anna Zayidova, Annika Sporleder, Antonio Civitarese, Antonietta Montemurro, Astrid Kruger, Baltus Wigersma, Barbara Marcucci, Bassey Ndon, Branislava Nikolic, Bruno Greco, Carlotta Castelletti, Caterina Arcuri, Charli Lindsay, Chiara Pini, Chiara Valentini, Chris Bishop, Christos Macherides, Cinzia Fresia, Collettivo De Mitri, Daria Cornea, Dario Manco, Diana Hoding, Dimitrios Bakas, Dimitris Strouzakis, Donato Lotito, Efsevia Mihailidou, Elena Bolgova, Elena Candoli, Elena Osterwalder, Eleni Berberidou, Eleni Koroneou-Katsoula, Eleni Sishaki, Elidia Kreutzer, Emily Eunjue Hayes, Ernesto Ferriol, Esther Burger, Eva Fellner, Eva Vevere, Filli Cusenza, Marcella Fusco, Francesca Arsi, Gunter Schickert & Frauke Helwes, Georgia Kitsiou, Gheorghe Zaharia, Gianni Bailo,Giovanni Battista Sciello, Giorgio Carluccio, Giovanna D'Angelo, Giovanni Alfonsetti, Giselle Diaz Campagna, Giulia Janach, Giulio De Mitri, Giuseppe Teobaldelli, Go Flores, Guy Noble, Helen Moulinos, Hengameh Farahmand, Irene Dipre, Irene Petrafresa, Irene Papaioannou, Jake Eldridge, Joas Sebastian Nebe, Joanna Tijs, Joseph Grigorios el Jamous, Juan Alberto Negroni, Karin Angele, Katerina Mourati, Katia Varvaki, Khairy Hirzallah, Kiki Bardani, Laura Pozzar, Longueville Laurence, Lee Mc Donald, Marie-Pierre Legrand, Lilika Pantzopoulou, Litsa Marandi, Luca Pontrandolfo, Lucilla Campioni, Lusine Breitscheidel, Madeleine Strindberg, Madina Ziganshina, Magdalene Theocharis, Magdalini Birbili, Mahnaz Dustikhah, Machmout Vagapov, Mandra Cerrone, Manousos Nanakis, Manuel Giacometti, Manuela Nicolini, Margherita Levo Rosenberg, Margit Hartleb, Maria Aristova, Maria Karalouka, Maria Luisa Imperiali, Maria Martinelli, Maria Pesmazoglou, Maria Xenouli, Mariel Bisschops, Marilena Vita, Mario Fois, Marios Trichas, Marjolein Wortmann, Martha Fyrigos, Mary Cinque, Masaki Yada, Stefanos Matthias, Melissa Alvarado, Michael Horne, Mirek Antoniewicz, Mirela Traistaru, Michail Jarovoj, Monia Tartarini, Mr. Mike, Nadia Sabbioni, Natalia Mramorova, Nicola Mastroserio, Nicoletta Casali, Nikos Kyristis, Nikos Rigas, Norberto tedesco, Noura El Kordy, Oleg Yakhnin, Olga Plastira, Ostad Mahmoud Helmi, Pamela Longobardi, Panagiotis Voulgaris, Paola Adamo, Paola Adornato, Paolo Tinella, Patricia Murillo, Paulo R. C. Barros, Piero Ferroglia, Pierre Chirouze, Pio Schena, Polyxene Kasda, Roberta Vivoli, Sabrina Tomasella, Sacha Janzee, Sanda D'Angelo, Marisol Fernandez Collando (Sananasnegras), Sebastiano Longaretti, Semeli Tsikritea, Silvia De Gennaro, Silvia Pignat, Varvara Spirouli, Stela Velka, Takis Alexiou, Tammy Duffy, Theofilos Aeginitis, Tita Bonatsou, Tommy Germain, Vasiliki Varvaki, Vassiliki Sofra, Vera Tartaro, Antonis Papantonoiu, Virginia Videa, Yuan Yuan, Konstantina Skapetoulia, Hakan Akçura, Vassilis Papanikolaou, Refugio de la Torre, Sibylle Werner, Despina Papadopoulou, Dev Udaiyan, Hagop Sulahian, Lena Kelekian, Hilda Kelekian, Angela Spoerl, Barbara Lichtman, Aggelika korovessi, Marea Atkinson, Eozen Agopian, Dimitra Bourouliti, Irene Domingez, Elena Chiesa, Irma Villarroel, Julia Guerrero, Katerina Iatropoulou, Anastasia, Eleni Tsotsorou, Nastazia Rigas, Eleni Fokianou, Pol Koukourakis, Andreas Antonos, Vlasta Mijak, Aggelika Korovessi, Marea Atkinson, Eozen Agopian, Dimitra Bourouliti, Irene Domingez, Stavros Pavlidis, Kordonia Mirsini, Eva Glinia, Anastasia Zourantzi, Gintidis Drosos, Antonis Eleftheriadis, Katerina Kostogiannou, Maria Spentza.
"Thistles of Sazak" screening and photo documentation on AthensArt 2010
AthensNews' interview about "Thistles of Sazak"

The weeding out of history
Damian Mac Con UladhAN ABANDONED Greek village near presentday Izmir (formerly Symrna) in Turkey is the unusual setting for a video art performance by a Turkish artist who wants to contribute to Greek-Turkish understanding and reconciliation.
Thistles of Sazak, which runs a little more than 40 minutes, shows Turkish artist Hakan Akçura clearing away the thistles from the ruins of the village of Sazaki (as the Greeks call it).
It was inhabited mostly by Greeks until the cataclysmic events of 1922. In that year, following the collapse of the Greek army, the area’s Greeks were driven into the sea, killed or deported, and their villages plundered and destroyed.
This occurred even though they “had the same rights to those lands as those who remained”, the artist says.
Symbolic image
“For me, trying to clear the covering of thistles at Sazak is a symbolic cleansing meant to open the way for rescuing the village from the lonely, derelict, unprotected state in which it has been left together with its painful past,” said the artist from his home in Stockholm, adding that he sees his performance, carried out last summer, as a contribution to Greek-Turkish friendship.
Akçura, who released his video online on March 31, says his action was inspired by the visit last year of 50 Greeks to their ancestral homeland on the Karaburun peninsula, on which Sazaki is located.
Where once the Sazaki villagers cultivated vineyards, producing wine and molasses, thistles now grow among the ruined shells of the village, which Akçura says was also abandoned by its smaller Turkish community of about a dozen families.
“There is a belief among Muslims that a cursed place cannot be settled out of fear that it will bring bad luck in the future,” says Akçura, referring to an old saying: “Where blood has flowed, no new blood can grow.”
Painful past
Akçura sees the modern form of video art as the ideal medium to help Greeks and Turks confront and engage with their difficult history, which casts a dark cloud over both countries.
He says that the expulsions of populations of the 1920s left “a lot of people with hidden or fake identities” on both sides of the Aegean.
“Most of them carried their secrets and hopes to the grave. We owe them another future,” he said.
His intention of pushing Greeks and Turks to deal with their past stems from his reading of Dido Sotiriou’s Farewell to Anatolia in 1977. Since then, he has participated in a number of artistic events in Greece.
A self-described “open flux artist”, Akçura believes in taking an “adverse and radical” approach in order to witness the “essence of time”. Video, he adds, allows for the sharing and wide circulation of artistic creation.
* Thistles of Sazak is available for viewing on Akcura’s blog, located at open-flux.blogspot.com. Information on the Karaburun Peninsula Greek-Turkish Friendship Days is available at www.karaburunheritage.com
ATHENS NEWS 12/04/2010
Sazak'ın Dikenleri / Thistles of Sazak from hakan akcura on Vimeo.
The full text of interview:
Damian Mac Con Uladh: You describe yourself as an “open flux artist”. How do you define that?
Hakan Akçura: "I am an open flux artist. The following attributes that are the target of my creations are the things, I believe, all the contemporary artists who can't refrain from creating with concern and responsibility should have: To witness 'the essence of time' (zeitgeist) once again, that is to be more adverse and radical on this earth that is going down the drains; to heed the sharing and wide circulation of their creations instead of their ownership problems. To be independent. Along with being an artist who shows the way, opens the minds and redefines new problems, being an artist who also can be open to all kinds of interaction and communication, and being a playmaker when necessary. To try to create and furthermore try to protect the existence of courage, originality and composition without falling into the swamp of elitism and populism."(Hakan Akçura, "Theory of Open Flux", NY Arts Magazine, September, 2008)
What is the symbolism behind your action of clearing away the thistles?
I have given the answer to this question in my video:
"For me, trying to clear the covering of thistles at Sazak is a symbolic cleansing meant to open the way for rescuing the village from the lonely, derelict, unprotected state in which it has been left together with its painful past for 87 years. Also to transform it to one of the symbols of Greek-Turkish friendship, which I believe will develop even more for each day."
I have a summer house since 27 years in Karaburun. I have seen the ruins of Sazak several times before but I could go there first last year, before my performance. I have taken a lot of photographs whereever the thistles allowed me. When I tried to find simple, pure line/form for my performance, I thought again about this thistles and decided to clean them for the visitors from Patras.
Why didn’t more people – Greeks and Turks – come to the thistle-clearing event?
Yes, I thougt about it after the performance and it was a problem for me. I criticized their unsharing being in my blogg side. But now, I can understand them. Whereas they were not volunteers or activists, they were simple villagers from the both sides of the Aegean Sea. They were already nervous and this meeting was the first contact for them. They didnt't want to confront one another or the past. They want to meet each other, maybe to find similarity and only to breath their grand fathers/mothers ambience . But on my side, I had intention to enforce Turkish and Greece goverments for this kind of confrontations about this forced migration time (1922) and long population exchange period (1923-1930) with my performance and video.
I believe in that when I read Dido Sotiriu's extraordinary novel "Matomena Homata" as a young communist in 1977, I believe in that when I was crying in my first contact with Kayaköy (Λεβισσι, Levissi) as a young artist in 1993, I believe that again when I went to Samotrache (Semadirek) for 2nd Interbalkanic Visual Arts Symposium in 1999 and watched over the "situated" peoples hatred to island, they are originally mountaineers and forced to live there instead of the turk inhabitants.
I hope "Thistles of Sazak" starts this late discussion and confrontation between two peoples from both sides before the goverments.
What was the effect of the “exchange of populations” for the region? Was the painful past shared by both communities: those expelled and those left behind?
Sazak(i)s story was forced migration story before the “exchange of populations” period. Definitly all this stories inferences goes on and does not stop ever for me. When I talked to very old turkish villagers in the surrounding villages about my performance, I didn't expect to hear their own very lively, clear memories of very bloody and sad stories. Non-confontation is always the reason for not forgetting.
I'm sure, a lot of people lived through with the help of their neighbors and lived with own hidden/fake identities on both sides of the Aegean Sea, last 88 years. Maybe most of them died with this secret and hope. We owe them an other future.
I also want to add this: I even believe that the way to make Sazak and others a symbol of developing friendship of two peoples, goes through a sincere blending with them, to be participant and confront every wall and every trace together with them rather than just learning, celebrating and watching them.Why did Sazak remain empty when lots of other abandoned villages were repopulated with Muslim refugees from Greece?
Because Sazak was subject for early forced migration story. Sazak didn't even come into the picture on the “exchange of populations” table. Sazak lost own 12-15 turkish families too who lived with their greek neighbors. Although Kayaköy was at that table yet it remained empty : because according to a belief among muslims a cursed place cannot be settled though it brings unluck for future generations: "Where blood has flown no new blood can grow". I hope same belief is common in Greece too
; I like that. Are you in contact with Greek descendants of Karaburun people?
My performance happened in the same time with 2nd Karaburun Peninsula Greek-Turkish Friendship Days. This event organized by Karaburun Daily Life Science and Culture Association. They have a web side: http://www.karaburunheritage.
I am in contact with Andreas Baltas from this organization. One of the grandchildren of Sazaks old people. He is writing a book about Sazaks and surrounding villages greek people. He gave to me his books photographs before the publishing for to use in my video and my exhibition at 2010 Ankara International Film Festival. He is working on his research and will be at Karaburun tomorrow again. He said: "It will be ready in one month."
The video was on show at the Goethe-Institut in Ankara, from 11-21 (extended to 28) March. What were the reactions of viewers to it?
I participated one of the very important video exhibition in 2010 Ankara International Film Festival with my video. "The video: Spaces of Memory" was a video screening and a video display on the features of a 24-piece memory, appeared for the first time before the audience in Turkey. It had been prepared under the direction of the curators of Ege Berensel and Andreas Treske. "Video: Spaces of Memory" collected the works of four artists in the following four memories. Eyes of Memory: Harun Farocki, Collective Memory: Antoni Muntadas, Memory of Water: Genco Gülan and Places of Memory: Hakan Akçura. Harun Farocki, Genco Gülan and I shared our memories, in the workshops to be realized within the framework of FestiLAB.
It was very powerful exhibition. Thousands of visitors came and Festival Organization extended the event time with one week. I shared my creativity and "memory" in the 4 hours long workshop with 90 participants and attended the 2 hours long interview at Turkish Radio Televisions Europa FM Channel. Several articles are published about the exhibition and my video. Now, Karaburun Municipality wants to show my video and some of the other videos under the similar subject in special screening program at the Karaburun Festival, August 2010.
I will be very happy with all possibilities for screening of my video in Greece too.
How can such a modern medium as video help in remembering the historical past?
Our exhibitions main text contains my answer to this question too:"Video is an art of an ability of returning the images to their givers. (Ulus Baker)
Can a link be established between the video and the art of remembering, “ars memorativa” which was pervasive in the Ancient world and during the Middle Ages then left to the oblivion as the development of press by the 18th century? It was necessary to form “an artificial memory” as the paper was a rare and expensive product in the Middle Ages (I want to remind that Spinoza had only 180 books when he died). Ars memorativa, in other words, mnemotekhne was a mandatory cultural facility in order to improve the capacity of natural memory.
The supremacy of the oral culture was penetrating through the petit techniques of the narrators. Imagine that you are illiterate or you do not have a paper and a pen during an important proceeding. The only way is to organize or reorganize your thoughts and memories in an effective way. In this respect, the performers of Ars memorativa developed a discipline in the Middle Ages which they called as “Methods of Places and Images”.
This method – roughly and succinctly – was based on this: you were constructing a building in your mind – for instance a house and you were dispersing the images that you would like to remember later on in each room of this house. By this means, even the dispersion order of the images was ensuring the associating the images. Remembering was a virtual visit to this imaginary house. Let’s call to mind an evocation of Cicero “Anomalistic locations must be defined in an idea; you have to set up the images of the things that you want to hold; than locate these images to several places. Thereat, the order of locations will follow up the order of the things, they crystallize. ‘Cos their images will directly remind the associated objects…”
We are not able to find an answer to the question that to what extent such a method can be successful in our times in which the things to be remembered surpass extremely the cognitive skills of an average person. However, it is self-evident that people in the Ancient times and the Middle Ages had problems in remembering and were obliged to lead an intellectual life in which “taking notes” were almost impossible.
Does video address less to a modern – postmodern person compare to former people? Could its feature of being a high-tech product alienate it from the world of “memory techniques”? Or could it be reinstated in order to respond to a formula of “remembering the remembrance and re-remembering”?
It is argued that video is Memory Box (Chris Marker), a Memory-Space (Muntadas, Farocki) or that video is related to a remembering gaze even it imitates the functioning of memory. Marker would say that if remembering is providing a psychic domicile to a wound free from the object, this means remembering the memories of other people is getting injured by their wounds.
Ege Berensel"
Labels:
Athens,
atina,
exhibition,
greece,
sazak'ın dikenleri,
sergi,
yunanistan
16.8.10
Sazak'ın dikenleriyle "Çocuk Krallığı" ve Yunanistan yolları...
Sergide Kaymakam'ı bilgilendiriyorum. Fotoyu çeken bana komşu "Üç 1 mayıs" sergisinin sahibi Aydın Çetinbostanoğlu.7. Karaburun Şenliği kapsamında düzenlenen "Sazak'ın Dikenleri" sergim ilgi dolu dört günün ardından Yunanistan'a doğru yola çıkıyor.
19-27 Ağustos Aleksandropolis ve Samotraki'de ΠΑΙ başlıklı ve"Çocuk" ana kavramında buluşan işlerin yeralacağı bir uluslararası karma sergiye "Bak, ne güzel deniz kabukları!" isimli videomla katılıyorum.
Sergi Heraklit'in bir cümlesini tanıtımının en üstüne taşıyor:
The eon is a child playing, tossing dice; the kingdom is the Child’s
Serginin fikiranası ve küratörü olan Polyxene Kasda şöyle devam ediyor:
"This saying of Heraclites seems to encapsulate the awareness of our age, in which, like children, we play with cultural landscapes, tossing with probabilities and open possibilities. In the winged dimension of our space age, where all cultures meet and crash, PAI seems to be the unageing nucleus behind cultural diversities and styles; an archetype that manifests itself in the end and the beginning of eons.
The word PAI, meaning Child, is inscribed on many sacred items in the museum of Samothrace. The Cabirian mysteries like the Eleusinian ones, were consumed with the birth of the pre-eternal Child.
The Archetype of the Child is central in C.Young’s deep psychology and he inscribed Heraclites’ saying, on a cubic stone on his Bollingen tower, in an effort to reassert this “neglected cornerstone, despised by fools and cherished by the wise”
On the 22nd of August 2010, an international cultural arch will be inaugurated, in Samothrace, titled PAI/ the eon is a Child playing, meant to restore, in a utilitarian world, the ontological importance of this island Since May 18th, the works will being hosted in the Museum of Natural History of Alexandroupolis, before being exhibited in the Municipal Center of Samothrace .
Children will interact with the artists, by creating an installation dedicated to the return of the Storks, index of fertility and health of ecosystems, under the title: Cicogna, Cicogna, come back.
We shall follow up the unpredictable development of this project- on- the-make, which is already spreading all-over Greece, with simultaneous events in Thebes and Patmos Island.
We hope that our project, based on the principle of regeneration, will work like the Heraclia Lithos of Samothrace, which was said to transmit its magnetic power to the iron rings of the initiates who, in turn, transmitted to the others, the Power of the Stone. This is the role of the artist, according to Socrates: he transmits the spirit of his age, only with his presence. Your presence will be felt through your artworks."
Aleksandropolis ve Samotraki'de ardı ardına düzenlenecek ΠΑΙ sergileri, Thebes ve Patmos'da eşzamanlı etkinliklerle desteklenecek ve 1-15 Eylül tarihleri arasında Takis Alexiou ve CA4S organizasyonuyla düzenlenecek olan Athens2010 etkinliklerine dahil olacak.
ΠΑΙ sergilerinin organizasyonunu ise Evros Bölgesi Kültürel Kurumlar Birliği EPOFE ve sekreteri Katerina Kaltsou üstlenmiş.
Serginin katılımcı sanatçıları şunlar:
Eozen Agopian (Ermenistan/Yunanistan), Takis Alexiou (Yunanistan), Hakan Akçura (Türkiye/İsveç), Giovanni Alfonsetti (İtalya), Constantin Angelou (Yunanistan), Mirek Antoniewicz (Polanya), Caterina Arcuri (İtalya), Marea Atkinson (Avustralya), Aleph Boys (Porto Riko), Dimitra Bourouliti (Yunanistan), Esther Burger (Hollanda), Mandra Cerrone (İtalya), Marina Comandini Pazienza (İtalya), Daria Cornea (Romanya), Giselle Diaz Campagna (Porto Riko), Filli Cusenza(İtalya), Silvia De Gennaro (İtalya), Dellavilla (Fransa), Danilo De Mitri (İtalya), Giulio De Mitri (İtalya), Irene Domingez (Fransa), Alexis Duque (Kolombiya), Mahnaz Dustikhah (Fransa), Piero Ferroglia (İtalya), Fosca (İtalya), Marie-Pierre Legrand (Fransa), Cinzia Fresia (İtalya), Polyxene Kasda (Yunanistan), Hilda Kelekian (Lübnan), Lena Kelekian (Lübnan), Hagop Sulahian (Lübnan), Angelika Korovessi (Yunanistan), Barbara Lichtman (ABD), Maria Luisa Imperiali (İtalya), Elisa Laraia (İtalya), Margherita Levo Rosenberg (İtalya), Pam Longobardi (ABD), Dario Manco (İtalya), Andrea Mattiello (İtalya), JB Michaux (Fransa) , Miron Milio (Hırvatistan), Katerina Mourati (Yunanistan), Juan Negroni (Porto Riko), Antonis Papantoniou/Vim Viva (Yunanistan), Maria Pesmazoglou (Yunanistan), Kevin Samiento Navarro (Kolombiya), Gio Sciello (İtalya), Angela Spoerl (Almanya), Dimitris Strouzakis (Yunanistan), Hagop Sulahian (Lübnan), Georges Syrakis (Yunanistan), Vera Tataro (Çek Cumhuriyeti), Dev Udaiyan (Hindistan/İngiltere), Masaki Yada (Birleşik Krallık), Eva Vereeva (Litvanya), Virginia Videa (Romanya), Marilena Vita (İtalya), Xene (Mısır/Yunanistan), Marjolein Wortmann (Almanya), Gheorghe Zaharia (Romanya).
Ben Athens2010 etkinliklerine "Sazak'ın Dikenleri" ile katılacağım, o sergi için gereken fotograf baskılarını Karaburun Belediyesi'nin desteğiyle Atina'ya zaten taşıyacağım için, onun öncesindeki bu ΠΑΙ etkinliklerinin bir ayağının bir başka mübadele adası Samotraki'de (Semadirek) olmasını çok önemsedim. 10 yıl önceki ilk ziyaretimden bu yana benim için çok özel bir önemi olan [bu linkteki röportajda bu önemin kimi ipuçları bulunabilir] bu adada "Sazak'ın Dikenleri"nin özel gösterimi ve sergisi için epey çaba harcadım, ve Katerina Kaltsou'yu nihayet ikna ettim.
Yol beni bekler...
Labels:
exhibition,
greece,
karaburun,
PAI,
sazak'ın dikenleri,
sergi,
yunanistan
22.7.10
Kürtçe dersi (2)
Kürtçe dersi / Kurdish lesson (2)
Kurdî/Kurdish/Kürtçe: Şehide Me Rûmeta Mene. Şehid namirin.
Türkçe: Şehitlerimiz onurumuzdur. Şehitler ölmez.
English: Our martyrs are our honor. Martyres don't die.
Boaz Arad'a saygıyla...
With my all respect to Boaz Arad...
Emine ile Baran sağolsun ve onların da varsa akıl danıştıkları...
Labels:
12 eylül,
anayasa,
bdp,
erdoğan,
kurd,
kürt,
pkk,
referandum,
türkiye,
ulusal sorun
20.7.10
Kürtçe dersi (1)
Kürtçe dersi / Kurdish lesson (1)
Kurdî/Kurdish/Kürtçe: Perwerdehiya bi zimanê zikmakî, mafe mine bingehîn ê mirovan e.
Türkçe: Anadilimde eğitim en temel insanlık hakkımdır.
English: Education in mother tongue is my most basic human right.
Boaz Arad'a saygıyla...
With my all respect to Boaz Arad...
Emine ile Baran sağolsun ve onların da varsa akıl danıştıkları...
Labels:
12 eylül,
anadilde eğitim,
anayasa,
bdp,
erdoğan,
kurd,
kürt,
pkk,
referandum,
türkiye,
ulusal sorun
17.7.10
7. Karaburun Şenliği'nde "Sazak'ın Dikenleri" gösterimi ve sergisi

Geçen yıl, İzmir, Karaburun, Sazak köyünde yaptığım performansın video belgeseli "Sazak'ın Dikenleri", Uluslararası Ankara Film Festivali ve Londra Distance Festivali'nin ardından, kaynağına geri döndü ve bu yılki Karaburun Şenliği'nin programına alındı. Fotograf sergisi eşliğinde yapılacak gösterim, Şenlik boyunca, 5-8 Ağustos 2010 tarihleri arasında Belediye Etkinlik Salonu'nda ziyaretçilere açık olacak.
Sazak'ın Dikenleri ayrıca, Ağustos ayı içinde Yunanistan'da Aleksandropolis (Dedeağaç), Samotraki'de (Semadirek) özel gösterimlerde ve Eylül ayında AthensArt 2010 Festivali'nde Atina'da sergilenecek.
“Türk-Yunan Dostluk Şenliği” ile “Karaburun Şenliği” etkinliklerinin birleştiren 7. Karaburun Şenliği'nin belirlenmiş programı şöyle:
5 Ağustos 2010 Perşembe
16.00 Sergilerin açılışı. (Belediye Etkinlik Salonu)
Sergiler:
Hakan Akçura, Sazak’ın Dikenleri (Fotoğraf sergisi ve video gösterimi)
Aydın Çetinbostanoğlu, “Türkiye’de Üç Önemli 1 Mayıs (Fotoğraf sergisi ve dia gösterisi)
18.00 Belgesel film gösterisi: “Dağlara Yürüyenler: Sarıkeçililer” / Yönetmen: Yüksel Aksu). (Belediye Etkinlik Salonu)
6 Ağustos 2010 Cuma
16.00 Karikatürlü Ev etkinliklerinin açılışı
17.00 Söyleşi: “Karikatür ve Mizah Dergileri Üzerine”. (Karikatürlü Ev)
21.00 Konser: Pijama / Türkçe Rock. (Nergis Çay Bahçesi)
7 Ağustos 2010 Cumartesi
17.00 Panel: Zeytin ve Keçi. Kim dost kim düşman? (Nergis Çay Bahçesi) Konuşmacılar: Nedim A. Atilla (Gazeteci yazar) / Dr. Seyfi Özışık (Zeytincilik Araştırma Enstitüsü Müdürü)/ Dr. Mustafa Tan (Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Başkanı)/ Prof. Dr. Ercan Kızılay (E.Ü.Ziraat Fak. öğretim üyesi)/ Özer Türer (İzmir Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği Baş.)
21.00 Konser: Café Aman / Rembetiko ve Türküler. (Nergis Çay Bahçesi)
8 Ağustos 2010 Pazar
10.30 En İyi Üzüm Yarışması. (Nergis Çay Bahçesi)
21.00 Konser: Hüsnü Şenlendirici ve Arkadaşları. (Nergis Çay Bahçesi)
Karaburun Şenliği'nin tarihini merak edenler olursa bunu tabii ki kardeşim Gökhan Akçura'dan okuyacaklar:
KARABURUN ŞENLİKLERİ
Gökhan Akçura
Önce bu şenlik nereden ortaya çıktı. Kısaca değinelim. Akçura ailesinin Karaburun’da bir yazlık ev edinmesinin 35. yılı sanırım bu yıl... Yani epeyi uzun bir süredir yarı Karaburunlu sayılırız. Çocukluk demeyelim ama gençlik anılarımızda mümtaz bir yeri var bu güzel tatil beldesinin. Gençlik dönemimizin Karaburun tatillerinde, kasabanın gençleri ile arkadaşlık yapardık. Birlikte tiyatro oyunları oynamışlığımız, bol bol balığa çıkmışlığımız vardır. Bu gençlerden ikisi daha sonra Belediye Başkanı oldular. 1993 yılında seçilen Fehim Aytekin’i ne yazık ki bir trafik kazası sonucu çok genç yaşında kaybettik. İkinci arkadaşımız ise 2004 yılında göreve başlayan H. Serdar Yasa.
Serdar Yasa CHP’den Belediye Başkanı seçilince, önümüze koyduğu programın olumlu bir bakış içerdiğini gördük. O zaman görev başına, dedik içimizden. Serdar Yasa’ya bir “Kültür Şenliği” yapma arzumuzu ilettik. Kabul görünce de çalışmalara başladık, Birinci yıl, çok kısa bir hazırlanma süresi olduğu için, pek zengin bir program olamadı. Ama niyetlerimizi ve bakışımızı yine de yansıtıyordu.
Neydi Karaburun Şenlikleri’nin ilkeleri? Birincisi bir halk şenliği olması. Yani Karaburun’un köylerinden merkezine, tüm nüfusunu kapsaması. Yayla Köyü’ndeki bir çiftçi, Ambarseki’deki kooperatifçi, Kasaba merkezindeki bakkal ve Burgaz’daki bir yazlıkçı; yanyana şenliğin nimetlerinden yararlanmalıydı. Bu bir yanıyla şenliğe güç verirken, diğer yandan da bir zaaf taşıyordu. Güç veren yanı, elbette tüm halkın katılımının sağlanmasıydı. Zaaf taşıyan yanı ise, herkese birden seslenmenin zorluğuydu. Bu nedenle, şenliğe katılacak müzik topluluklarını seçmekte her zaman çok zorlandık.
Şenliğin ikinci ilkesi bu topraklarda Şeyh Bedrettin’in müridi Börklüce Mustafa’nın yaşamış olduğunu hafızasında taşımasıydı. Karaburun Şenliği, daha önceki yıllarda yapılmış olan Şeyh Bedrettin Şenlikleri’nin mirasını devraldı. Ama daha geniş bir katılım ve bakış getirebilmek için, adını “Karaburun Şenliği” olarak devam ettirmeyi seçti. Şenliklerde, Şeyh Bedrettin’in düşüncesinin ve yaptığı mücadelenin unutulmaması amacıyla, her yıl en azından bir etkinliği bu konuya ayırıyoruz. Giderek tüm konser ve panellerde Börklüce’nin ayak izlerinin takip edildiğine de inanıyoruz.
Üçüncü dikkat ettiğimiz özellik ise elbette Karaburun’un geleceğini düşünmemizdi. Karaburun’un geleceği doğru bir anlayışla biçimlenmiş turizmde, ekolojik tarımda ve çağdaş düşüncenin yaşama geçirilmesinde yatıyordu. Tüm bunlar aslında dünyanın da mümkün olan tek doğru geleceğiydi. Karaburun Şenliği bu hedef için de kendi yöresinde küçük katkılar sağlamayı amaçlıyordu. Şimdi ana başlıklarıyla bu beş yılın programlarına göz atalım.
1. Karaburun Şenliği (7-8 Ağustos 2004)
7 Ağustos Cumartesi
Saat 14.00’de Şenliğe katılan sanatçıların, gazetecilerin ve konukların yer aldığı bir tekne gezisinden sonra, saat 17.00’de açılış yapıldı. 17.30’daki panelin konusu “Ege Kültürü”ydü. Mehmet H. Doğan, Sula Bozis ve A. Nedim Atilla’nın katıldığı panelin yöneticisi Gökhan Akçura’ydı. Saat
20.00’de Muammer Ketencoğlu Zeybek Topluluğu “Egenin İki Yakası” başlığı altında zeybekler ve sirtolardan oluşan bir konser verdi.
8 Ağustos Pazar
Sabah 10.30 “En İyi Üzüm Yarışması” yapıldı. Jüride Musa Dağdeviren, A. Nedim Atilla, Sula Bozis, Sabiha Tansuğ da yer alıyorlardı. Birinciliği Kösedere köyünden Abdurrahman Sandıkçı’nın Sultan Parmağı üzümleri kazandı. Mehmet Yavaş’ın Enfes adlı üzümü de Jüri Özel Ödülünü aldı. Saat14.00’deki Çevre Gezisi’nden sonra 17.30 panele geçildi. “Şeyh Bedreddin’den Günümüze” başlıklı panelin konuşmacıları: Bilge Umar ve Erol Toy; yöneticisi ise Alpaslan Işıklı’ydı. Gece 20.00’deki konserde İzmir Radyosu sanatçılarının katılımıyla Halk Türküleri dinlendi.
2. Karaburun Şenliği (5-7 Ağustos 2005)
5 Ağustos Cuma
Şenliğin açılışı 16.00’da yapıldı, ardından sergiler gezildi. Kasaba meydanında Tan Oral’ın "Şeyh Bedrettin'in çocukları" başlıklı karikatür, Turhan Gazioğlu’nun ise "Bir Günün Öyküsü " adlı fotoğraf sergisi açılmıştı. Ayrıca Konuk Evi’nin ön cephesinde Tariş Zeytin tarafından, "Zeytine Yolculuk” adlı bir fotoğraf sergisi düzenlendi. Bodrum Ergin pansiyon duvarlarında ise Ceren Oykut’un "Utopia" başlıklı desenleri resmedilmişti.
Gece iki konser arka arkaya gerçekleşti. Önce saat 20.00’de Erkan Oğur - İsmail Hakkı Demircioğlu ikilisinden türküler dinlendi. Arkasından sahneye Baba Zula topluluğu çıktı.
6 Ağustos Cumartesi
Saat 17.30’da başlayan “Şeyh Bedrettin ve Sanata Yansıması başlıklı paneli Alpaslan Işıklı yönetti. Konuşmacılar ise Haydar Ergülen, Haluk Işık ve Bilge Umar’dı. Gece, saat 20.00’de İzmir’den gelen Kırıka topluluğu tarafından bir konser verildi. Kendilerini “Modern Akdeniz Topluluğu” olarak tanımlayan grup zeybekler, oyun havaları ve sirtolar sundu.
7 Ağustos Pazar
Artık geleneksel hale gelen En İyi Üzüm Yarışması 10.30’da yapıldı. Bozköy’den Hüseyin Yıldırım’ın Enfes’i bu kez birinciliği aldı. Yarışmanın ardından caz sanatçısı Oğuz Büyükberber ve yörenin davul-klarnet ikilisi (hadi jam session demeyelim) bir kapışma yaptılar.
Akşam 17.30’da A. Nedim Atilla’nın yönettiği panelde “Zeytinyağı Uygarlığı” tartışıldı: Tijen İnaltong, Ahmet Örs ve Prof.Dr. Güven Bakır konuşmacı olarak katıldılar.
Gece 20.00’de düzenlenen “Şarkı ve Türkü Gecesi”nde, önce Karaburun Türk Sanat Müziği Topluluğu sahne aldı. Ardından Fethiyeli türkücü Ahmet Günday ve arkadaşlarını dinledik.
3. Karaburun Şenliği (4-6 Ağustos 2006)
Üçüncü Karaburun Şenliği, bir ek etkinlikle başladı. Karaburun Gençlik Merkezi ile birlikte gerçekleştirilen Müzikli Söyleşiler'de şu konuşmalar yapıldı:
31 Temmuz Pzt. Gökhan Akçura: Romanlar ve müzik
1 Ağustos Salı. Murat Ertel: Film ve tiyatro için müzik yazmak.
2 Ağustos Çrş. Murat Meriç: Pop Dedik!: Türkiye’de pop müziğin tarihi
3 Ağustos Perş. Necip Sarıca: Yeşilçam şarkıları
4 Ağustos Cuma. Murat Beşer: Rock ve politika.
Etkinlikler Karaburun ilçe merkezindeki Gençlik Merkezi’nde DVD’den gösterilen filmlerin eşliğinde yapıldı. 31 Temmuz- 6 Ağustos tarihleri arasında aynı mekanda Ceren Oykut’un “Müzikli desenler” adlı sergisi Karaburunluların beğenisine sunuldu.
4 Ağustos Cuma
Şenliğin birinci günü 17.30’daki açılış töreninden sonra Karaburun Belediyesi’nin hazırladığı “Dünden Bugüne Karaburun” adlı belge/fotoğraf ve bölge sanatçılarının katıldığı “ Karma Resim” sergileri gezildi. 20.00’den itibaren başlayan konserlerin ilk topluluğu İzmir'den gelen, zeybek ve sirtoları modern bir yorumla sunan Salih Nazım Peker önderliğindeki Kordonboyu oldu. Ardından sahneye Rebetika müziğinin Türkiye'deki en güçlü temsilcilerinden Yannis- Görkem Saoulis topluluğu çıktı.
5 Ağustos Cumartesi
İkinci günün ilk etkinliği “Dünden Bugüne Karaburun” başlıklı paneldi. Alpaslan Bilen’in yönettiği panelde Mustafa Akan, Sabiha Tansuğ, H. Serdar Yasa ve Prof. Dr. Necmi Ülker söz aldılar.
Saat 21.00’de ise ise Selim Sesler Topluluğu sahneye çıktı. Türk Müziğinden örneklerle başlayan konsere konuk sanatçı olarak Murat Ertel de ( Baba Zula ) katıldı. Konserin ikinci bölümü ise adeta bir roman düğünü haline geldi, piste çıkıp oynamayan seyirci pek kalmadı!.
6 Ağustos Pazar
Şenliğin son günü sabahı En İyi Üzüm Yarışması yapıldı. Bu senenin birincisi Kösedere köyünden Abdurrahman Sandıkçı’nın “Sultaniye” salkımları oldu. Saat 17.00’de “( Şeyh Bedreddin'in İzinde) Global Dünya, Anti Global Hareket” başlıklı panel izlendi. Erol Toy, Tan Morgül ve Erdir Zat konuşmacı olarak katıldılar . Gece 21.00’den itibaren ise Karaburun tarihinin en büyük ve en görkemli konserine tanık olundu. Beş bin kişilik bir topluluk Moğollar’ı coşku ile izledi.
4. Karaburun Şenliği 10-12 Ağustos 2007
Ön etkinlik:
Bu yıl Karaburun Şenliği öncesinde bir ek etkinlik olarak “Belgesel Film Günleri” de yapıldı. 6 Ağustos tarihinden itibaren beş gün boyunca, son yıllarda çekilmiş başarılı yerli belgesellerden oluşturulan bir seçki, Karaburun Belediyesi Etkinlik Salonu’nda seyircilerin beğenisine sunuldu. Yönetmen ve yapımcıların da katıldığı bu gösterilerin ardından, filmler üzerine sohbetler gerçekleştirildi. Yöneticiliğini Çiğdem Öztürk'ün yaptığı “Belgesel Film Günleri”nde gösterilen olan filmler ise şunlar:
Oyun. Yönetmen: Pelin Esmer,
Barışı Taşıyan Vapur: Kurtuluş. Yönetmen: Erhan Cerrahoğlu.
Midilli’den Ayvalık’a Bir Mübadele Öyküsü. Yönetmen: Zeynep Kazancıgil - Fatih Türkmenoğlu.
Müzikte Bir Deney: Anadolu Rock. Yönetmen: Gökçe Kaan Demirkıran.
Simavnalı Bedreddin. Yönetmen: Nurdan Arca
10 Ağustos Cuma
Saat 18.00’de yapılacak açılışın ardından resim ve fotoğraf sergileri gezildi. Daha sonra ise Levent Gedizlioğlu’nun hazırladığı “Eski Sokak” başlıklı bir sözlü-müzikli fotoğraf gösterisi seyredildi.
Birinci gece saat 21.00’de Replikas topluluğu sahne aldı. Replikas bu gece için özel bir proje hazırladı: “Anadolu Rocka selam...”. Topluluk kendi parçaları yanısıra, Anadolu rock tarihinden de seçme şarkılar sundu. Bu konserde topluluğa konuk şarkıcı olarak Gülce Özen Gürkan eşlik etti.
11 Ağustos Cumartesi
Senliğin ikinci günü 17.00’ de yapılan belgesel film gösterisi ile başladı. Yönetmenliğini Nurdan Arca’nın yaptığı ve bir bölümü Karaburun’da çekilmiş olan filmin adı Simavnalı Bedreddin.
Film gösteriminin hemen ardından “Yeniden Bedrettin’i hatırlamak” konulu panele, yönetmenin yanısıra İbrahim Akyol, Esat Korkmaz ve Alpaslan Işıklı katıldılar. İkinci gecenin konseri Ruhi Ayangil Klasik Türk Müziği Topluluğu tarafından verildi. En sevilen Klasik Türk müziği şarkılarının çalınacağı konser “Bir Yaz Gecesi Rüyası” adını taşıyor. Koro yanısıra iki solisti var topluluğun: Özgül Özbilen ve Mete Edman.
12 Ağustos Pazar
Son gün etkinlikleri saat 10.30’da geleneksel En İyi Üzüm Yarışması ile başladı. Saat17.00’de gerçekleşen ikinci panelin konusu ise “Mübadele: İki yakada birden yaşamak”tı. A. Nedim Atilla, Engin Berber, Ahmet Yorulmaz, ve Tahsin İşbilir’in konuşmacı olarak katıldığı panelde; Yunanistan ve Karaburun’da yaşayan mübadiller ve onların torunları da konuk olarak yer aldı.
Son gecenin konseri ise yine saat 21.00’de yapıldı. Bülent Ortaçgil ve Grubu, “Bir Kent Ozanının Hatıra Defteri” adlı bir dinleti sundular. Tüm konserler bu yıl da kasaba meydanındaki yenilenmiş olan Nergis Çay Bahçesi’nde yapıldı. Paneller ve film gösterileri ise Belediye’nin Etkinlik Salonu’nda gerçekleştirildi.
5. Karaburun Şenliği 10-12 Ağustos 2008
7 Ağustos Perşembe
Şenlik bu yıl Türk-Yunan dostluğunu öne çıkaran etkinliklerle başladı. 7 Ağustos Perşembe günü saat 16.00’da gösterilen Tahsin İşbilen’in yönettiği “Asya Minör Yeniden” adlı belgesel, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yunanistan’dan kaçarak Ege kıyılarına sığınan insanları anlatıyordu.
Aynı günün akşamı ilk üç konserin mekanı olan Nergis Çay Bahçesi’nde saat 21.00’de Atina, Midilli, İstanbul ve İzmir’den müzik topluluklarının katıldığı bir “Türk-Yunan Dostluk Konseri” ile devam etti.
8 Ağustos Cuma
Şenliğin ikinci günü saat 18.00’de sergilerin açılışı ile başladı. Belediye Etkinlik Salonu’nda açılan sergiler arasında Aydın Çetinbostanoğlu’nun “Roman ve Düğün” başlıklı fotoğraf, Murat Güzeldere ve Mehmet Tuncer’in “Doğal Ağaç” adlı heykel sergileri dikkati çekiyordu. Bölge kadınlarının ortak çabalarıyla açılan “Sandıktan Günümüze” adlı sergi ise yöreninin folklor zenginliklerini gözler önüne serdi.
Gece saat 21.00’de Muammer Ketencoğlu Zeybek Topluluğu, son albümleri İzmir Hatırası’ndan şarkıların ağırlıkta olduğu bir konser verdi. Ketencoğlu ve topluluğu, bu konserde için özel olarak hazırladıkları Karaburun türkülerini de ilk kez seslendirdiler.
9 Ağustos Cumartesi
Üçüncü gün saat 16.00’da Nergis Çay Bahçesi’nde şenliğin ilk paneli yapıldı. Sonbaharda Karaburun’da açılacak olan “Karikatür Müzesi” öncesi Kamil Masaracı, Cihan Demirci ve Eray Özbek “Karikatür ve Toplum” üzerine düşüncelerini dinleyicilerle paylaştılar. Panelin yöneicisi ise İzmirli gazeteci Serdar Kızık’tı.
Aynı gece saat 21.00’de Baba Zula konseri, “Köklerimize Dönelim” başlığı altında Karaburun’u bayram yerine dönüştürdü. Konserde topluluk, araştırmacı Sabaha Tansuğ ile ortak bir performans da gerçekleştirdi.
10 Ağustos Pazar
Şenliğin son günü geleneksel “En iyi üzüm yarışması” sabah 11.00’de başladı. Bölgenin üzüm yetiştiricileri marifetlerini seçkin jürinin değerlendirmesine sundular. Mehmet Ufak rasaki üzümleriyle birinciliği kazanadı. Şenliğin ikinci ve son paneli ise “Müzik ve Toplum” başlığını taşıyordu. Panelde Moğollar’dan Taner Öngür, Roll Dergisi yayın yönetmeni Derya Bengi ve müzik yazarı Murat Meriç altmışlı yıllardan günümüze müziğimizin gelişimini aktardılar.
Şenliğin son konseri aynı gece saat 21.30’da Cumhuriyet Meydanı’nda Moğollar tarafından verildi. Kırkıncı yıllarını, Emrah Karaca’yı da kadrolarına alarak kutlayan topluluk, bu sevinçlerini Karaburun halkıyla paylaştılar. Coşkulu gece “Bir Şey Yapmalı!” şarkısının üstüste çalınmasıyla noktalandı.
6. Karaburun Şenliği 8, 15-16 Ağustos 2009
Bu yıl “Türk Yunan Dostluk Şenliği” ile “Karaburun Şenliği” etkinliklerinin birleştirilmesi gündeme geldi. Ama tarihler daha önce ilan edildiği için iki şenlik bir hafta arayla yapılmak zorunda kaldı. İlk şenlik 8 Ağustos Cumartasi günü 21.00’de yapılan “Türk-Yunan Dostluk Buluşması” konseriyle başladı. Aynı gün açılan sanat sergileri bir hafta süresince açık kaldı.
15 Ağustos Cumartesi
“Karaburun Şenliği” saat 14.00’da Akuvatur tarafından Bodrum plajında denize 5000 yavru balık bırakılmasıyla başladı. Saat 16.30’da Karikatür Evi’nde sergi açılışı yapıldı. Saat 17.00’da Nergis Çay Bahçesinde verilen kokteylin ardından Nedim Atilla’nın yönettiği; Nilhan Aras, Dr. Eren Akçiçek ve Süleyman Yalçınkaya’nın konuşmacı olarak katıldığı “Balık ve İnsan” konulu panel gerçekleştirildi.
Saat 21.00’da başlayan “Şişedeki Sinek” rock grubunun verdiği konser ile birinci gün etkinlikleri sona erdi.
16 Ağustos 2009 Pazar
Günün ilk etkinliği altı yıldan bu yana artık klasikleşen “ En İyi Üzüm Yetiştiricisi” yarışmasıydı. Geçtiğimiz yıllardan farklı olarak bu yıl yarışmaya katılanların bağlarının fotoğrafları çekilerek bağ üzümü ve asma üzümü ayrı olarak yarıştırıldı. 14 üreticinin katıldığı yarışmanın birinsi Kösedere Köyünden Necati Gülhan oldu. İzmir Vali Yardımcısı Sayın Nevzat Ergün’ün de bulunduğu yarışma jürisinde, gazeteci yazar Nedim Atilla, araştırmacı Sabiha Tansuğ, Karaburun İl Genel Meclis Üyesi Mustafa Ünsal, Karaburun’un en eski üzüm yetiştiricilerinden Mehmet Yavaş, araştırmacı yazar Nilhan Aras, İlçe Tarım Müdürlüğünden Mansur Komşu ve Mimar Nüvit Uyar vardı.
Şenliğin son akşamında Soner Olgun verdiği konserle yaşlısı genci her kesime hitap eden şarkı ve türküleriyle Karaburun halkının büyük beğenisini kazandı. Sanatçı, söylediği her şarkıda halkın kendisine eşlik etmesine hem şaşırdığını hem de büyük keyif aldığını söyledi.
Altı şenlikten kısa notlar
Halil İbrahim Sofrası
Dört yıl boyunca Karaburun Şenlikleri’nde Diltur bahçesinde, bölge yemeklerinin sunulduğu bir Halil İbrahim Sofrası kuruldu. Cavidan Senuyar’ın önderliğindeki hamarat-güleryüzlü-çalışkan ekipler burada konuklara ve sanatçılara kahvaltı ve yemek hazırladı. Bu mekanda sunulan bölge yemeklerinden birinin tarifini (Pelin Özer’in yazısından aktararak) aşağıya alıyorum:
Negerek böreği: 1 kg. kabak, bir baş soğan, 1 baş sarımsak, ½ su bardağı pirinç, 750 ml. Süt, 3 yumurta, 1 çay kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı kuru nane, 2 adet domates, 4-5 adet sivribiber, 1 çay bardağı zeytinyağı veya sıvıyağlardan biri. Kabak ile soğan rendelenecek, tüm malzemeler karıştırılacak, en son pirinç ve süt ilave edilerek tekrar karıştırılacak. Domates dilimleri, biber ve sarımsaklarla üzeri süslenecek. Bir yemek kaşığı un serpilerek 200 derece ateşte fırında pişirilecek. Sonra da “Aaa, ne gerek vardı, zahmet etmişsiniz,” denerek bütün tepsi afiyetle tüketilecek.
Torlak: Bir Karaburun Fanzini!
Karaburun halk şenliği elebette. Ama işin daha da enteresanı 3. Şenlik’te, şenlik davetlileri ve konukları bile Karaburun'un büyülü etkisine kapılarak üç günde Torlak adlı bir Karaburun fanzini çıkardılar: Böylece sponsorluğunu belediyenin yaptığı Karaburun'un ilk ve belki de tek fanzininde Karaburun'a özel izlenimler, anılar, yemek tarifleri, yöre giysileri, çizimler bir araya geldi.
Tanıtım sponsorlarımız
Birinci yılın telaşı bitince, ikinci yıldan itibaren afiş ve broşürlerimizi tanınmış grafikerlerin ellerine bıraktık. Basılı malzemelerimizin yaratıcılığını sırasıyla Emre Senan, Kemal Gökhan Gürses, Rauf Beyru, Işıl Döneray ve Esen Karol üstlendiler. Baskı konusunda ise Ofset Yapım hep yanımızda oldu. Tasarım ve baskı sponsorlugunun bu tartışılmaz kalitesi, şenliklerimizin daha da etkin olarak tanınmasını sağladı.
Karaburunlular ve şenlik
Karaburun Şenlikleri’nde organizasyonunun yükünü ağırlıkla Karaburun Belediyesi yüklendi. Belediye Başkanı H. Serdar Yasa’nın yönetiminde Belediye çalışanları çeşitli düzeylerde görevler üstlendiler. Son üç yılın genel sekreterliğini Mustafa Kunt yaptı.
Şenliklerin gerçekleşmesinde Karaburun sivil toplum örgütleri de yardımcı oldular. Karaburun Yerel Gündem 21 Çalışma Grubu, Karaburun Yarımadası Gençlik, Eğitim ve Kültür Merkezi, Atatürkçü Düşünce Derneği Karaburun Şubesi bunların başında geliyordu. Karaburun’daki konaklama tesisleri, esnaf kuruluşları ve ulaşım şirketleri de gereken katkıları sağlamakta geri kalmadılar.
Karaburun Hatırası
2008 yılı Temmuz ortası Karaburun’a gelince, bizim kasabanın tek fotoğrafçısının önünden geçerken birden irkiliverdim. Vitrinde kocaman bir fotoğraf vardı, bir yanda Bülent Ortaçgil, diğer yanda bendeniz... Tamam bir önceki yıl Foto Mustafa bizi çağırıp çekmişti bu fotoğrafı ama, telaş melaş bir kopya bile edinemeden, hatta görmeden İstanbul’a gitmiş, haliylen unutmuştum... O yıl, “Senin için bir kaç kopya yapmıştım ama, görüp isteyenler oldu satıverdim,” demez mi? Sakın paragöz sanmayın fotoğrafçımızı, askere ve öğrenciye sevabına çekiverir, beş kuruş bile almaz... Biraz ehli keyiftir kabul... Öyle her zaman dükkanda bulunmaz, sabırla bekleyeceksin eşref saatinin gelmesini. Ama Karaburun Hatırası çektirmek de öyle kolay ele geçecek bir şey mi!

11.7.10
Subscribe to:
Posts (Atom)


